Ana içeriğe atla

Kayıtlar

The Prisoner (2009) #2: "Ben Bir Numara Değilim!" — Bireysel Hafıza, Kimlik ve Bilişsel Amnezi

The Prisoner (2009) • Bölüm #2 "Ben Bir Numara Değilim!" — Bireysel Hafıza, Kimlik ve Bilişsel Amnezi 1967 yılında Patrick McGoohan televizyon ekranından tüm dünyaya o ölümsüz manifestoyu haykırdığında Soğuk Savaş'ın zirvesiydi: "Ben bir numara değilim, ben özgür bir insanım!" ( "I am not a number, I am a free man!" ). O dönemde numara olmak; totaliter devlet bürokrasisinin dişlileri arasında ezilmek, bir sicil fişine, askeri bir koda ya da cezaevi damgasına indirgenmek demekti. Fakat 2009 AMC yeniden çevriminde Jim Caviezel'in hayat verdiği 6 Numara (Michael) bu cümleyi aynı şiddetle haykırdığında, alt metin çok daha sarsıcı, çok daha metafizik bir ontolojik trajediye dönüşür. Çünkü 2009 yapımı Köy'de hiç kimseye zorla kelepçe takılmaz. İşkence odaları yoktur. İnsanlar sabahları birbirlerine neşeyle "İyi günler 147!" , "Nasılsın 313?" diye selam verirler. Köy sakinleri isimlerini kaybetmiş...
En son yayınlar

Hiperera #1: Doğrusal Dünyadan Üstel Çağa: Katlanarak Büyüyen Teknolojiyi Anlamak

Hiperera & Yüksek Performans Çağı • Bölüm #1 Doğrusal Dünyadan Üstel Çağa: Katlanarak Büyüyen Teknolojiyi Anlamak Şöyle bir deney hayal edin: Bulunduğunuz odadan çıkıp düz bir çizgide 30 büyük doğrusal adım atıyorsunuz. Her adımınız tam 1 metre olsun. 30 adımın sonunda nereye varırsınız? Çok basit: 30 metre uzağa; muhtemelen sokağın başına ya da bahçe kapısına. Şimdi deneyi kuralı değiştirerek baştan yapalım: İlk adımınız yine 1 metre olsun, ancak her bir sonraki adımınız bir öncekinin iki katı uzunluğa (üstel) ulaşsın. 1 metre, 2 metre, 4 metre, 8 metre... 30 üstel adım attığınızda nereye varırsınız? İnsan beyni bu soruyu sezgisel olarak cevaplamakta zorlanır; genellikle birkaç kilometre ya da şehirlerarası bir mesafe tahmin edilir. Oysa matematik acımasız ve nettir: 30. adımınız tam 1 milyar 73 milyon metreye (yaklaşık 1.073.741 km) ulaşır. Bu mesafe, Dünya'nın çevresini 26 kez turlamak ya da Dünya ile Ay arasındaki mesafeyi neredeyse üç ke...

The Prisoner (2009) #1: "Burası Neresi? Başka Yer Yok!" — İnşa Edilen Gerçeklik vs. Unutulan Hakikat

The Prisoner (2009) • Bölüm #1 "Burası Neresi? Başka Yer Yok!" — İnşa Edilen Gerçeklik vs. Unutulan Hakikat Sonsuz bir çölün ortasında, kızgın kumların üzerinde aniden gözlerinizi açtığınızı hayal edin. Kim olduğunuzu tam hatırlamıyorsunuz, zihninizde kırık cam parçaları gibi New York caddelerinin, metro seslerinin ve gökdelenlerin soluk imgeleri uçuşuyor. Kum tepelerini aşıp hayatta kalma güdüsüyle ilerlerken, hiçliğin ortasında pastel renkli villaları, kusursuz caddeleri, retro-fütüristik arabaları ve tebessüm eden insanlarıyla izole bir vaha beliriyor: "Köy" (The Village) . Nefes nefese ilk rastladığınız insana dehşet içinde o en ilkel soruyu soruyorsunuz: "Burası neresi? Buradan nasıl çıkabilirim?" Aldığınız cevap ise tüylerinizi ürpertiyor: "Burası Köy. Çıkmak mı? Başka bir yer yok ki!" Patrick McGoohan'ın 1967 tarihli kült klasiğinin 2009 yılında Bill Gallagher tarafından AMC için yeniden yorumlanan m...

Felsefe ve Yapay Zeka #3: Bireysel Bilgelikten Toplumsal Bilgeliğe — Erdemli Bireyden Kolektif Akla

Felsefe, Etik ve Toplumsal Dinamikler • Bölüm #3 Bireysel Bilgelikten Toplumsal Bilgeliğe: Yapay Zeka Çağında Erdemli Bireyden Kolektif Akla İçinde bulunduğumuz yüzyıl, insanlık tarihinin en hızlı ve en yoğun bilgi patlamasına tanıklık ediyor. Birkaç saniye içinde kütüphaneler dolusu bilgiyi sentezleyen büyük dil modelleri, saniyede trilyonlarca işlem yapan silikon çipler ve hayatımızın her alanını saran otonom algoritmalar... Her gün biraz daha güçlü bir "Zeka" (Intelligence) ile kuşatılıyoruz. Ancak insanlık tarihinin en kadim paradoksu bugün tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor: Bilgi ve zekanın zirve yaptığı bu çağda, neden "Bilgelik" (Wisdom) konusunda bu kadar yoksul ve savunmasızız? Bir önceki yazımızda, çoğunluğun yanılgısını ve yapay zekanın popüler insan tercihlerine göre optimize edildiğinde nasıl bir algoritmik vasatlığa (RLHF tuzağı) sürüklendiğini incelemiştik. Teşhisimiz açıktı: Kalabalıkların körce birbirini taklit ettiği...

Felsefe ve Yapay Zeka #2: Birey, Çoğunluk ve Toplumsal Bilgelik — 2018'deki 'Çoğunluk Neden Hep Yanılır?' Yazısından Algoritmik Vasatlığa

Felsefe, Birey ve Toplumsal Bilgelik • Bölüm #2 Felsefe, Birey ve Toplumsal Bilgelik: 2018'deki 'Çoğunluk Neden Hep Yanılır?' Yazısından Algoritmik Vasatlığa (RLHF) 2018 yılının Ağustos ayında, bu blogda insan doğasının ve toplumsal dinamiklerin en hassas yaralarından birine parmak basarak "Çoğunluk Neden Hep Yanılır?" başlıklı bir yazı yayınlamıştım. O gün kaleme aldığım temel tez şuydu: Toplumsal normlar ve yazılı olmayan mahalle baskıları bireyin üzerinde öyle ağır bir tahakküm kurar ki; birey kendi aklını ve vicdanını çoğunluğun konforlu uyuşukluğuna feda eder. Oysa kadim bilgelik geleneklerinden tarihteki büyük ahlaki kırılmalara kadar her derin öğreti aynı gerçeği fısıldar: Bir fikrin kalabalıklarca benimsenmiş olması, onun doğru, adil ya da bilgece olduğunu asla kanıtlamaz. Aradan geçen sekiz yılda dünya silikon tabanlı bir zeka devrimine uyandı. Bugün milyonlarca insan sorularını kütüphanelere ya da bilge insanlara değil; yapay...

Felsefe ve Yapay Zeka #1: Algoritmik Torpil - 2017'deki 'Adam Kayırma' Yazısından Yapay Zeka Yanlılığına

Felsefe, Etik ve Toplum • Bölüm #1 Algoritmik Torpil: 2017'deki 'Adam Kayırma' Yazısından Yapay Zeka Yanlılığına (AI Bias) Takvimler Ocak 2017’yi gösterdiğinde, bu blogda içimdeki derin bir toplumsal sancıyı kelimelere dökerek "Ülkemizin Geri Kalma Nedenleri Üzerine; Torpil, Adam Kayırma ve İşe Alımlarda Haksızlık" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda bir milletin çöküşünün parasızlıkla değil, liyakatsizlikle başladığını; hak edenin değil tanıdığı olanın koltukları doldurduğu bir sistemde adaletin ve çalışma arzusunun nasıl buharlaştığını anlatmıştım. Aradan geçen yıllarda teknoloji devasa adımlar attı ve silikon vadilerinden tüm dünyaya göz kamaştırıcı bir vaat fısıldandı: "İnsan zayıftır, duygusaldır, akrabasını ve hemşehrisini kayırır. Oysa algoritmalar soğuktur, tarafsızdır ve sadece matematiğe bakar. Kararları, terfileri ve işe alımları yapay zekaya bırakırsak torpil biter, mutlak liyakat gelir!" Peki gerçekte...

Bir Makinacının Gözünden Yapay Zeka #4: Dijital İkizler (Digital Twins) - Simülasyonda Yeniden Doğuş

Bir Makinacının Gözünden Yapay Zeka • Bölüm #4 Dijital İkizler (Digital Twins): Fiziksel Gerçekliğin Simülasyonda Yeniden Doğuşu 1970 yılının Nisan ayında Apollo 13 uzay aracı Ay yolunda büyük bir patlamayla sarsıldığında, astronotların oksijen tankı parçalanmış ve enerji sistemleri çökmüştü. NASA yer kontrol merkezindeki mühendisler, Dünya'daki fiziksel simülatörleri uzay aracından gelen telemetri verilerine göre anlık olarak ayarlayarak o meşhur kurtarma planını hazırladılar ve mürettebatı sağ salim geri getirdiler. O gün fiziksel kopyalarla yapılan bu hayati mücadele, bugün endüstride ve yapay zekada tarihin en büyük dijital devrimlerinden birine dönüştü: Dijital İkizler (Digital Twins) . Serimizin önceki bölümlerinde Fiziksel Yapay Zeka , Denge Dinamiği ve Kontrol Döngüleri ni inceledik. Peki milyonlarca dolarlık bir fabrika hattını kurmadan, robotları sahada birbirine çarptırmadan veya nükleer bir reaktörü riske atmadan yapay zekayı nasıl eğite...