Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hiperera #2: Bilişsel Kaldıraç (Cognitive Leverage): Asistan Değil, Zihinsel Çarpan Olarak Yapay Zeka

Hiperera & Yüksek Performans Çağı • Bölüm #2 Bilişsel Kaldıraç (Cognitive Leverage): Asistan Değil, Zihinsel Çarpan Olarak Yapay Zeka Antik Yunan'ın dahi matematikçisi ve mühendisi Arşimet, mekanik prensipleri çözdüğü an tarihe kazınan o cüretkâr meydan okumayı dile getirmişti: "Bana yeterince uzun bir kaldıraç ve sağlam bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım." Arşimet'in işaret ettiği ilke basitti ama insanlık tarihini kökünden değiştirdi: Kaldıraç (leverage) , sınırlı bir biyolojik kas gücünü alıp onu binlerce katına katlayarak devasa kayaları, gemileri ve kaleleri hareket ettirebilir hale getiriyordu. Sanayi Devrimi; buhar makineleri, hidrolik pistonlar ve dişli kutularıyla temelde fiziksel kaldıracın gezegen ölçeğindeki zaferiydi. İnsan, kas gücünün biyolojik sınırlarını mekanik kaldıraçlarla aştı. Ancak 21. yüzyılın üçüncü çeyreğinde artık sınırımız kas gücümüz değil. Bugün bizi sınırlayan şey; dikkat penceremiz,...
En son yayınlar

The Prisoner (2009) #4: "Çölün Ortasındaki Yankı" — Rover, Kolektif Suçluluk ve Bastırılan Bilinçdışı

The Prisoner (2009) • Bölüm #4 "Çölün Ortasındaki Yankı": Rover, Kolektif Suçluluk ve Bastırılan Bilinçdışı Issız çölün kavurucu sessizliği aniden derinden gelen ritmik, tok bir zonklamayla yırtılır. Ayaklarınızın altındaki kumlar bir sıvı gibi dalgalanmaya, tepecikler yarılıp çökmeye başlar. Ufukta bir toz bulutu değil; yerin metrelerce altından adeta bir jeolojik lav gibi fışkıran, nefes alıp veren, devasa, biçimsiz ve sütten beyaz bir kütle yükselir. Ne gözleri vardır ne kolları; fakat üzerinize doğru akarken yaydığı o boğucu metafizik basınç, damarlarınızdaki kanı dondurmaya yeter: Rover uyanmıştır. Patrick McGoohan'ın 1967 tarihli başyapıtında Rover; Soğuk Savaş paranoyasının bir ürünü olan, kaçan tutsakları plajlarda kovalayıp üzerlerine çöken devasa beyaz bir meteoroloji balonuydu. O dönemin izleyicisi için bu, devletin gözetleme ve yakalama aygıtının karikatürize ama ürpertici bir mekanik simgesiydi. Ancak 2009 yapımı mini dizide Bi...

The Prisoner (2009) #3: "Curtis'in Cenneti" — Neden Hiç Kimse 1 Numara Değil?

The Prisoner (2009) • Bölüm #3 "Curtis'in Cenneti": Neden Hiç Kimse 1 Numara Değil? — 2 Numara'nın Anatomisi ve Paternalist Teknokrasi Her distopyanın kalbinde görünür ya da görünmez bir tiran oturur. George Orwell'ın 1984 'ünde devasa posterlerden süzülen soğuk bakışlarıyla "Büyük Birader" vardır; Franz Kafka'nın Şato 'sunda ise zirvesine asla ulaşılamayan, adı telaffuz edilemeyen esrarengiz yöneticiler hüküm sürer. Hiyerarşi doğası gereği bir piramittir ve piramitlerin tepesinde daima "Bir Numara" bulunur. Fakat The Prisoner (2009) evrenine adım attığınız an, insanlık tarihinin tüm siyaset felsefesini ve iktidar mimarisini altüst eden tuhaf bir absürtlükle karşılaşırsınız: Köy'ü yöneten, sokakları kameralarla izleyen, insanlara ev ve roller tayin eden, her kapıyı açan anahtara sahip olan o kibar, yaşlı adamın yakasındaki rozette "1" değil, "2" yazmaktadır. Ian McKellen'...

The Prisoner (2009) #2: "Ben Bir Numara Değilim!" — Bireysel Hafıza, Kimlik ve Bilişsel Amnezi

The Prisoner (2009) • Bölüm #2 "Ben Bir Numara Değilim!" — Bireysel Hafıza, Kimlik ve Bilişsel Amnezi 1967 yılında Patrick McGoohan televizyon ekranından tüm dünyaya o ölümsüz manifestoyu haykırdığında Soğuk Savaş'ın zirvesiydi: "Ben bir numara değilim, ben özgür bir insanım!" ( "I am not a number, I am a free man!" ). O dönemde numara olmak; totaliter devlet bürokrasisinin dişlileri arasında ezilmek, bir sicil fişine, askeri bir koda ya da cezaevi damgasına indirgenmek demekti. Fakat 2009 AMC yeniden çevriminde Jim Caviezel'in hayat verdiği 6 Numara (Michael) bu cümleyi aynı şiddetle haykırdığında, alt metin çok daha sarsıcı, çok daha metafizik bir ontolojik trajediye dönüşür. Çünkü 2009 yapımı Köy'de hiç kimseye zorla kelepçe takılmaz. İşkence odaları yoktur. İnsanlar sabahları birbirlerine neşeyle "İyi günler 147!" , "Nasılsın 313?" diye selam verirler. Köy sakinleri isimlerini kaybetmiş...

Hiperera #1: Doğrusal Dünyadan Üstel Çağa: Katlanarak Büyüyen Teknolojiyi Anlamak

Hiperera & Yüksek Performans Çağı • Bölüm #1 Doğrusal Dünyadan Üstel Çağa: Katlanarak Büyüyen Teknolojiyi Anlamak Şöyle bir deney hayal edin: Bulunduğunuz odadan çıkıp düz bir çizgide 30 büyük doğrusal adım atıyorsunuz. Her adımınız tam 1 metre olsun. 30 adımın sonunda nereye varırsınız? Çok basit: 30 metre uzağa; muhtemelen sokağın başına ya da bahçe kapısına. Şimdi deneyi kuralı değiştirerek baştan yapalım: İlk adımınız yine 1 metre olsun, ancak her bir sonraki adımınız bir öncekinin iki katı uzunluğa (üstel) ulaşsın. 1 metre, 2 metre, 4 metre, 8 metre... 30 üstel adım attığınızda nereye varırsınız? İnsan beyni bu soruyu sezgisel olarak cevaplamakta zorlanır; genellikle birkaç kilometre ya da şehirlerarası bir mesafe tahmin edilir. Oysa matematik acımasız ve nettir: 30. adımınız tam 1 milyar 73 milyon metreye (yaklaşık 1.073.741 km) ulaşır. Bu mesafe, Dünya'nın çevresini 26 kez turlamak ya da Dünya ile Ay arasındaki mesafeyi neredeyse üç ke...

The Prisoner (2009) #1: "Burası Neresi? Başka Yer Yok!" — İnşa Edilen Gerçeklik vs. Unutulan Hakikat

The Prisoner (2009) • Bölüm #1 "Burası Neresi? Başka Yer Yok!" — İnşa Edilen Gerçeklik vs. Unutulan Hakikat Sonsuz bir çölün ortasında, kızgın kumların üzerinde aniden gözlerinizi açtığınızı hayal edin. Kim olduğunuzu tam hatırlamıyorsunuz, zihninizde kırık cam parçaları gibi New York caddelerinin, metro seslerinin ve gökdelenlerin soluk imgeleri uçuşuyor. Kum tepelerini aşıp hayatta kalma güdüsüyle ilerlerken, hiçliğin ortasında pastel renkli villaları, kusursuz caddeleri, retro-fütüristik arabaları ve tebessüm eden insanlarıyla izole bir vaha beliriyor: "Köy" (The Village) . Nefes nefese ilk rastladığınız insana dehşet içinde o en ilkel soruyu soruyorsunuz: "Burası neresi? Buradan nasıl çıkabilirim?" Aldığınız cevap ise tüylerinizi ürpertiyor: "Burası Köy. Çıkmak mı? Başka bir yer yok ki!" Patrick McGoohan'ın 1967 tarihli kült klasiğinin 2009 yılında Bill Gallagher tarafından AMC için yeniden yorumlanan m...

Felsefe ve Yapay Zeka #3: Bireysel Bilgelikten Toplumsal Bilgeliğe — Erdemli Bireyden Kolektif Akla

Felsefe, Etik ve Toplumsal Dinamikler • Bölüm #3 Bireysel Bilgelikten Toplumsal Bilgeliğe: Yapay Zeka Çağında Erdemli Bireyden Kolektif Akla İçinde bulunduğumuz yüzyıl, insanlık tarihinin en hızlı ve en yoğun bilgi patlamasına tanıklık ediyor. Birkaç saniye içinde kütüphaneler dolusu bilgiyi sentezleyen büyük dil modelleri, saniyede trilyonlarca işlem yapan silikon çipler ve hayatımızın her alanını saran otonom algoritmalar... Her gün biraz daha güçlü bir "Zeka" (Intelligence) ile kuşatılıyoruz. Ancak insanlık tarihinin en kadim paradoksu bugün tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor: Bilgi ve zekanın zirve yaptığı bu çağda, neden "Bilgelik" (Wisdom) konusunda bu kadar yoksul ve savunmasızız? Bir önceki yazımızda, çoğunluğun yanılgısını ve yapay zekanın popüler insan tercihlerine göre optimize edildiğinde nasıl bir algoritmik vasatlığa (RLHF tuzağı) sürüklendiğini incelemiştik. Teşhisimiz açıktı: Kalabalıkların körce birbirini taklit ettiği...